Reklam
Bugun...
NEDEN BÖYLE OLDUK


SABRİ AĞAOĞLU
sagaoglu@mynet.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 03-04-2018 17:23

Bizim çocukluk yıllarımızda annelerimiz herhangi bir kurum veya kuruluşta çalışmıyorlardı. Evde ev  işleriyle uğraşırlardı. Eşlerinin ve çocuklarının bakımı ve beslenmeleriyle ilgilenirlerdi. Okuldan eve geldiğimizde annelerimiz büyük bir sevgi  ve şefkatle bizleri kapıda karşılıyorlardı. Eskiden ne çocuklar, nede babalar hiçbir zaman kapının anahtarını üzerinde taşımazlardı.  Anne evin bel direğiydi. Her zaman evdeydi. Anne evde  bulunan bütün fertlerin kalbi, gözü, kulağı, eli  ve kolu gibiydi.  Bir yere gittiğinde hepimizi  birlikte götürürdü. En güzel  eğlencemiz sokaklarda oyun oynamaktı. Okula servisle değil de, arkadaşlarımızla birlikte yürüyerek giderdik. Okuldan çıkarken arkadaşlarımızla birlikte tekrar oynaya zıplaya yürüyerek eve gelirdik.

Okuldan eve gelirken bazen çantalarımızı sokak kaldırımlarına koyar oyunlar oynardık. Cebimizde harçlığımız varsa düşmesin diye çantalarımızın üstüne koyardık. Oyun bitince tekrar alırdık.  Sokakta yürürken veya oynarken hapçı, tinerci ve kapkaççı  korkusu ve endişesi yoktu. Mahallemizdeki  teyzeler bizim annelerimiz gibiydi. Amcalarda bizim  babalarımız gibiydiler. Onlar hepimizi ve herkesi korurlardı. Susayınca hangi ev olursa olsun girer su içerdik. Yada,  teyzeler pencereden  sürahi ile bizlere  su verirlerdi. Hepimiz aynı bardaktan suyu kana kana içerdik. Biz arkadaşlar aynı bardaktan su içtiğimiz gibi, aynı elmayı ve aynı armudu dişleyerek birlikte yerdik. Sokaklar çok temiz ve evlerimiz kadar güvenliydi. Her taraf yemyeşildi.  Sokaklarda bahçe duvarları sarmaşıklarla donanmış haldeydi. Biz çocuklar koşarken birimiz yere düşünce hemen kaldırırlardı. Bir yerimizde acı veya  sızı varsa,  o acıya ve sızıya arkadaşlarımız  ortak olmaya çalışırlardı. Komşu teyzeler ve amcalar anında yardımımıza koşarlardı. Bir  yaramız  varsa anında müdahale ederlerdi. Yaramız mikrop  kapmasın diye  merhem ve  tentürdiyot  sürerlerdi. Biz çocuklar dövüşünce bizleri ayırır ve  barıştırırlardı.  Nasihatlerde bulunurlardı.

Bizler  ustura, bıçak, falçata veya benzeri kesici aletler taşımazdık. Ekmeği çöpe atmadığımız gibi, yerde bir ekmek parçası gördüğümüzde onu yerden alır üfürür anlımıza koyardık. O ekmek paçasını ya biz  yerdik. Yada  kuşlar yesin diye yüksek bir yerlere  koyardık.  İyi günde, kötü günde, bayramda, seyranda, hastalıkta, sağlıkta, düğünde, şenlikte bütün kapı komşular hep birlikte idiler. Birbirilerin acılarına ve sevinçlerine ortak olurlardı. Evimizi, kapımızı, penceremizi ve sokağımızı  kendimiz temizlerdik. Her zaman temiz kalmasına  büyük bir özen gösterirdik.  

Hele hele  mahallemizin  gece bekçilerinin  o düdük sesleri, bizim yaşamımıza bambaşka bir güzellik katıyordu. Hemen hemen herkesin kapısı penceresi açıktı. Çünkü hırsızlık, yolsuzluk ve uğursuzluk denen olumsuzluklar pek yaşanmazdı. Yaz gecelerinde herkes evlerinin üstünde  yanı damda yatardı.  İnsanlar birbirlerine çok dürüst ve samimilerdi.  Belki bugünkü gibi zengin ve varlıklı değillerdi ama, insanlar çok huzurlu  ve mutluydular. İnsanlar arasında paylaşma ve yardımlaşma büyük bir önem arz ediyordu.  Karşılıklı saygı ve sevgi hat safhadaydı. Şimdi böylemidir? Hayır şimdi çok farklı bir yaşam kültürü mevcuttur. 

Eskiden tek katlı ve bahçeli olan evlerin yerine, şimdi  çok katlı ve devasa beton binalar dikilmiştir. İnsanlar cadde ve sokaklarda büyük bir korku ve büyük bir endişeyle  yürümekte ve dolaşmaktadır. Aynı apartmanda oturan aileler birbirini tanıma gereği duymamaktadırlar. Karşılaştıklarında birbirlerine selam dahi vermemektedirler. Birbirilerinin acılarını ve üzüntülerini  paylaşma gereğini duymamaktadırlar.  Karşılaştıkları yaşlı dedelerin ve ninelerin halını hatırını sormadıkları gibi, selam bile vermemektedirler.  Kısacası; Çok katlı devasa binalarda,  dübleks ve tripleks evlerde  oturmakla, son model arabalara binmekle bir çok özelliklerimizi ve güzelliklerimizi  kaybettik diyebilirim.  

Ancak ne acıdır ki; bunca bolluğa ve zenginliğe rağmen insanlar huzursuz ve mutsuz.   

Böyle huzursuz ve mutsuz yaşamayı  biz mi istiyoruz ?

Yoksa böyle yaşamayı  biz mi hak  ediyoruz.  Hepimizin  derin derin düşünmesi gerekir  diyorum.          

                                                                               Sabri  AĞAOĞLU



Bu yazı 997 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI