Bugun...
Ekmek Elden Su Gölden


DR. HASAN YAĞAR
 
 

facebook-paylas
Tarih: 18-11-2014 09:35

Bilindiği üzere bu tabir, bedavacılığı bir yaşam modeli olarak benimsemiş ve asalakça yaşamayı şiar edinen kimseler için kullanılır. Öyle olmasına öyle de, bizim Türkiye’mizde bu tür yaşamı ne yazık ki Merkezî yönetimlerle birlikte ve daha yoğun biçimiyle yerel yönetimler imrendire imrendire teşvik etmektedir. Sebeb-i hikmetinin ise, sağır sultanların kulağından ve dahi âmâ kimselerin gözünden bile kaçırılamayan derecede aşikârâne olarak siyasi ikbal olduğu; hem renginden hem de kokusundan anlaşılmaktadır. Bu söylediğimize lütfen kimse siyaset kulpu takmayı gönlünden dahi geçirmemelidir. Zira yakacak ve yiyecek türünden mevsimlik destekler şöyle dursun, tam da seçim arefesinde, elektriği olmayan mahallerdeki insanlara bazı ikbal hasretlileri tarafından çamaşır makinesi ve/veya buzdolabı dağıtıldığı günlerce basılı ve sözlü medyayı, bu sayede de halkımızın sohbet gündemini oluşturduğu, sadece Türkiye’nin değil sanıyorum medeni tüm dünyanın dahi malumu olmuştu. Bu sebepledir ki, bu noktaya değinerek âcizâne sözümüzü sürdürmede her hangi bir beis görmeme cesaretini göstermiş bulunmaktayım. Bu söylemimizle herhangi bir siyasi teşekkülü hedef aldığımız da sanılmasın. Ne yazık ki, siyasi arenada boy gösterme itiyadında olan selef - halef olmak üzere hemen her grup, az veya çok, açık veya gizli; kişisel veya örgütsel olarak bunun taraflısı olduğunu göstermiştir.

           

Denebilir ki, peki fakir fukaraya ve dahi garip gurabaya yardımın neresi kötüdür ki tenkit olunmaktadır. Efendim, yardım her bakımdan takdire şayan ve dahi maruzdur. Dememiz o değil. Demememiz şekli üzerinedir. Yani tarzı yanlıştır. Bu tür bir yardım, ciddi araştırma yapılmaksızın ve bazı taraftarların öneri, telkin ve teşvikiyle verilmekte olduğundan, bir kere asıl sahibini bulmamaktadır. Bunun böyle olduğu hakkındaki söylem ve dedikodular ayyuka çıkmış durumdadır. Hatta bazı yerlerde, “Okuma Evi” anlamında olarak âtâdan kalma olarak adına “Kıraathane” denen ve günümüz tabiriyle “Kahvehane” isimli mekânların müdavimleri arasında yoğunca bulunan kişileri; bu cümleden olan zevat-ı muhteremân oluşturmaktadır. Bunların bazılarının bu sayede kumara bulaştıklarını da duymuyor değiliz.

           

Harp okulları için bir Siyasi Tarih kaleme alan müellif Sayın İhsan Ünal beyefendi, söz konusu bu eserinin bir yerinde, yan gelip yatanların bu tür yaşam tarzlarına “YANGELDİZM” demektedir ki tam da üzerinde bulunduğumuz bu konuyu tasvir etmektedir. Ancak tek bir farkla. Sayın Ünal’ın vurguladığı, bir bakıma masumane olup, bu durumun ortaya çıkması için özel bir çaba gösterilmeyen bir hal-ü pür melaldir. Oysa şimdilerde bu tarz hayat biçimi adeta devlet destekli durumdadır.   Aslında fakirliğin temelini oluşturan bu ve bunun paraleli olarak adı geçen müellif tarafından “TEMBELİZM” diye de tespit edilen bu faktörler, siyasi çevrelerce sonuna kadar istismar edilerek, aslında toplumu birliktelik içerisinde ayakta tutan hak, hukuk ve adalet gibi hasletler, göz kırpmaksızın katledilmektedir. Her ne hikmetse, bu işin aktörlerince, bu azizliklerine rağmen, toplumdan dayanışma içerisinde olma beklenmektedir. Bilmem ki akıl ve izan bunun neresinde.

           

Azımsanmayacak bir kısım insanımızı köyünden kente göç etmeye cezbeden bu uygulama, aslında devlete büyük külfetler yüklemektedir. Aslında ne zaman konduğu tartışma götürür nitelikte olmasına rağmen meseleyi mazur göstermek için adına  “Gece Kondu”denen malum ve biraz da masum görünümlü semtler, hükümet tedbirlerine rağmen, mantar biter misali her gün boy gösterirken, külfet dolu ve bir o kadar da hakkaniyetten uzak bu yapıların inşası, unutmayalım ki bu sayede vukua gelen iskân şekli olmaktadır. Buralara asgari yaşam şartlarını götürmek zarureti, ciddi ekonomik problem oluşturmaktadır. Yol, su, elektrik, telefon, toplu taşım hizmetleri gibi yapılması gereken sosyopolitik çabalara, tüm bütçe açıklarına rağmen yönelme, ne yazık ki, bir mecburiyet olmaktadır. Bu ise, adeta kişinin kendi ipini çekerek kendisini berdar etmesi anlamında bir intihar değil midir?

           

Doktora tezimi hazırlarken, 1905’lerde başkent İstanbul’a gelen taşralı vatandaşların mutlak surette, o günkü polis olan zaptiyeden “Mürur Teskeresi”[1] alarak, işi bittikten sonra, geldiği beldesine derhal dönmesine zorunluluk getirilmiş olmanın ne denli önemli olduğunu şimdi daha iyi anlayabilmekteyim. O tarihlerde İstanbul’un nüfusunun ise 1000.000’u aştığı söylenemez. Oysa bu günlerde nüfusu 15.000.000’u aşan İstanbul, şayet tabir mazur görülecek olursa “ipini koparanların” uğrağı durumunda olarak “yolgeçen hanı” gibi olmuş durumdadır. “Taşı toprağı altın” diyerek herkesin ekmek aradığı güzelim İstanbul, ne yazık ki, yaşanmaz hale getirilmiş bulunmaktadır. Türkiye’nin dört bir yanından gelen işsiz güçsüz takımı insanların akınına uğramasının yegâne sebebi ise iddia edelim ki sosyal yardım (!) denen, stratejisi ve kıstasının ne olduğu pek bilinmeyen “tembelliğe teşvik avantası”nın varlığı olsa gerek. Bu sebepledir ki, köyler günden güne boşalmakta ve eli iş tutabilen bir tek kişiye rastlamanın mümkün olmadığı o güzelim köyler sadece, beli bükülmüş 70’lik 80’lik yaşlıların mekânı halini almış ve hızla almaya devam etmektedir. Bir vefat halinde, mezar kazacak takatte kişi bulmak bile özel girişime tabidir. Ben bunun Doğu veya Güneydoğu için böyle olduğunu sanıyordum. Meğer öyle değilmiş. Bir araştırma sırasında elime geçen Taraf Gazetesinin 30 Haziran 2009 Salı gününe ait nüshasının 12.sayfasında yer alan ve Neşe Düzel tarafından Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi ve siyaset antropologu Suavi Aydın’la yapılan bir söyleşiden gözlenebileceği üzere bu durumun Anadolu’nun batısında yer alan iller için de öyle olduğu anlaşılmaktadır. Sayın Aydın şöyle diyor: “Türkiye’de köylü kalmadı ama Türkiye şehirli bir toplum da değil. Türkiye bir geçiş dönemi yaşıyor. Mesela Kastamonu’nun dört köyünde sadece 70 kişi yaşıyor. İstanbul’da ise o köye mensup beş bin kişi bulunuyor. Türkiye’nin pek çok köyünde sadece yaşlılar kalmış durumda. Büyük üretim yapılan birkaç plantasyon hariç köyler kendi kendini besleyen birer üretim birimi olmaktan çıktı artık. Bu yüzden Türkiye’nin yüzde 20’si köylü diyen bütün o hesaplar yanlış”. “Türkiye’de köylü yok. Türkiye’de aktif nüfus köylü değil. Bir süre önce Maraş-Elbistan’da çalıştım. Bir bölgede 20 kadar köyde hiç genç görmüyorsunuz. Gençler mevsimlik işçi olarak dolaşıyorlar. Müthiş bir hareketlilik var toplumda.  Oysa köylü yerinde duran insandır. Köylü dolaşmaz. Türkiye köylü toplumu değil. Ama Türkiye Avrupalı bir kent toplumu da olmayacak”. İşte buyurun. Yerinden yuvasından bu suretle kopardığınız insanları maruz bıraktığınız hal-ü pür melali görebiliyor musunuz? Bu yolla o insanlara öyle bir kötülük yapılmış ve yapılmaktadır ki, o insanlar istese bile artık o güzelim köyüne dönemez. Zira şehirde çoluk çocuğuyla birlikte bu sayede (!) baş başa kaldığı o avarelikten sonra o insanların köy hayatına yeniden başlaması asla mümkün olmaz.

        

Hâlbuki ne idiğü belli olmayan ve insanımızı tembelliğe ve avuç açmaya alıştıran; etik değerlere, hakkaniyete ve insan haklarına dahi aykırı olduğuna inandığımız bu ödeme, köydeki yoksullara belli şartlar çerçevesinde ödenecek olursa birçok külfet anında yok olabilir kanaatindeyiz. Mesela, büyük baş bir süt hayvanı edinmekle birlikte en az 50 başlık bir kümes kurma şartına bağlı olarak bu yardım yapılacak olursa hem köyler boşalmayacak, hem göç önlenecektir. Diğer taraftan daha da önemli olarak gerek merkezi ve gerekse yerel yönetimler birçok bakımdan rahatlayacak ve büyük kentlerimiz de bu göçler suretiyle maruz kaldıkları külfetten kurtulacaklardır. En azından trafik rahatlayacak, gecekonduculuk yok olacak. Bu suretle de yol, su, elektrik, telefon, asfalt, okul, mabet ve benzeri hizmetler için zorunlu olarak harcanması söz konusu olan paralar belli rasyonaliteye kavuşmuş olarak yerli yerine harcama şansı yakalayabilecektir. Kısacası hem fert hem toplum kazanacak ve hiç kimse de ezilip büzülmeyecektir. 

 

 Mürur, geçiş demek olup, adeta ziyaretçi kartı gibi bir şey olduğu anlaşılan bu belgenin, verildiği kişinin ne zaman döndüğünü veya dönüp dönmediğinin takibinde kullanılan bir belge olduğu anlaşılmaktadır.



Bu yazı 2479 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI