Bugun...
İDLİP VE ŞEHİTLERİMİZ


Av. Kemal Çelebi
ajans23@ajans23.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 06-03-2020 20:08

Emperyal güçlerin Suriye’de yaraattıkları kaos maalesef insanlarımızın canına mal olmakta, gencecik Mehmetçiklerimiz bu gözü dönmüş şeytanların paylaşım mücadelesinde hayatlarını kaybetmekte. Biz tüm şehitlerimize Allah’dan rahmet diliyoruz. Ancak herkes bunu bilmeliki ülkemiz planlanan bu oyunuda bozup yoluna çok daha güçlü şekilde Allahın izniyle devam edecektir.Geçmiş bunun örnekleri ile doludur. Hiç  şüphe yok ki, Rusya da Şam yönetimi de-kimi iddialara göre sahada bulunan-İran milisleri de Türk askerinin nerede olduğunu biliyordu. Ankara, çok taraflı ortak askeri operasyonlarda hep yaptığı gibi, çatışmaların önlenmesi amacıyla bölgeye takviye gönderilen birliklerin bulunacağı yerleri de ‘önceden koordine’ etmişti...

Yani... Rusya yalan söylüyor. Şam rejiminin, İran milislerinin ve arkasında duran Rusya’nın eline Türk askerinin kanı bulaşmıştır.

03 Şubat itibariyle de, Astana-Soçi süreçleri ile stratejik aşamaya ulaşmış Ankara-Moskova ilişkilerinin ağır yaralandığı ortadadır...

İçeride ve dışarıda sayısız uzman ve yorumcu iki ülke ilişkilerinin sadece geldiği aşamayı değil, stratejik konularda birbirlerine nüfuz etme oranlarını da emsalsiz bulan çok sayıda analiz, kıymetlendirme yaptılar yıllar içinde...

Ticaret, turizm, Karadeniz, Balkanlar, Ortadoğu, özellikle Suriye, Libya, savunma sanayi (S-400’ler), enerji (nükleer Akkuyu ve enerji nakil hatları) vb. Listeyi uzatmak mümkün. Hatta bunların ötesinde iki kalem; Türkiye’nin NATO üyesi olması ve Rusya’nın Akdeniz’deki varlığını koruyan şartlar ilişkilerin boyunu gayet iyi anlatır...

O halde Rusya “NEDEN” bu kadar ileri bir atak yapma ihtiyacı duydu?..

Kaldı ki, Ankara ve Moskova arasında hemen tüm iletişim kanalları-askeri, istihbari, bakanlar, devlet başkanları, ilgili kurum, kuruluşlar arasında-sonuna kadar açıktı? Ötesi, Şam istihbarat yöneticileri ile de konuşuluyor, burada da zemini Rusya kuruyordu...

Bu sorunun yanıtının verilemediğini gözlemleyebiliyoruz...

03 Şubat akşamı istisnasız tüm haber programlarına katılan tüm “uzmanlar”, “neden, ama neden” diye birbirlerine soruyordu. (Dramatiktir, daraldığımız yeri anlayabiliyoruz.)

Saldırının gerçekleştiği gecenin sabahında Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ukrayna ziyaretinin gerçekleşecek olması, Libya konusunda yaşanan anlaşmazlık ya da sadece Şam yönetimini koruma, Suriye’de bir sonuca yaklaşıldığı ve bu yüzden hararetin yükseldiği veya sadece Rusya’nın ‘zaten güvenilmez olduğu” türünden izahlar, Türkiye’ye saldırmakla kıyaslanamaz.

Gerçek sebebin dişinin kovuğuna gitmez.

O halde..

Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Orgeneral Tod Wolters’ın Türkiye ziyaretinde, Pentagon’un Kuzey Suriye’de ‘Güvenli Bölge’ üzerine Ankara ile ilişkilerini canlandırmak istediği görüşüldü mü?Buralardaki Rus askeri varlığının geleceği konusunda herhangi birşey konuşuldu mu? ABD ve Rus ordularının bölgede sık sık birbirinin yolunu kestiği, karşı karşıya geldiği zaten biliniyor. Keza, burada hâlâ varlığını koruyan terörist unsurlar masaya geldi mi? Bilmiyoruz, soruyoruz.

(Türk basını Wolters’in ziyaretini, Genelkurmay Başkanı Güler’in karşılamada taktığı yeni beresi üzerinden gördü. Başkaca bir şey merak etmedi.)

Suriye özelinde Rusya’nın nihai hedefi bilinmiyor değil. Sınır bölgelerinde Şam kontrolünü sürekli olarak genişletmek.  Ancak, “neden şimdi”nin izahı; bu gelişmeler Rusya’da, Türkiye-ABD ilişkilerinin bir başka faza geçebileceği kaygısı yaratmış görünüyor.Öte yandan herşey bu kalleş saldırıyla başlamadı. İki ülke arasında gerilim olduğu, Ankara’nın sabrının taştığı, bıçağın artık kemiği kesmeye başladığını herkes biliyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cuma günü, İdlib’de gerekirse askeri güç de kullanılabileceği yönündeki açıklaması odur. Moskova bu şikayetlere cevap verdi; Rusya’nın taahhütlerine bağlı olduğu, İdlib’de sorumluluklarını yerine getirdiği, Soçi anlaşmasına uyduğu yönünde açıklamalar yaptı. İlk bakışta gönül alır görünen bu açıklamalar Ankara’da ‘baştan savma’ olarak algılandı. Gerçek de buydu. Kremlin tavır koyuyordu...Amerika’nın İdlib konusundaki duruşu da herhalde burada tarif edilmelidir; İdlib’in, Rusya-Şam’ın eline geçmesini, burada İran milislerinin etkin olmasını, Akdeniz-İran hattını oluşturmasını istemiyor.

“ABD, Esad rejimi, Rusya, İran ve Hizbullah’ın İdlib halkına yönelik sürekli ve acımasız saldırılarını kınıyor. Bu tür eylemlerin karşısında NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanında duruyoruz. Türkiye’nin meşru kendini savunma eylemlerini tamamıyla destekliyoruz”.

Ankara’nın, Suriye’nin Kuzeydoğusu’nda Amerika ile birlikte hareket etme olasılığı pek mümkün gözükmüyor. ABD-terör örgütü ilişkileri kopmuş değil. Pentagon’un sicili ortada ve sayfaları da azalmıyor. Ancak Irak’ta yaşanacakların etkisi çok önemli. Haritanın diğer ucunda ise Türkiye mülteci sorunu ile boğuşmak zorunda. Mültecilere karşı Avrupa’nın takındığı insanlık dışı tavrı hep beraber izliyoruz. Sözde İnsan Hakları Hamisi bu ülkelerin gerçek yüzleri bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış durumda.

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.

Dualarımız Mehmetçiğimizle Birlikte …

Görüşmek Dileğiyle …



Bu yazı 3893 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI